İlişkilerde kendinizi hep aynı senaryoların içinde mi buluyorsunuz? Sevdiğiniz kişiye yaklaşmak isterken bir anda geri mi çekiliyorsunuz? Ya da karşı tarafın ilgisi arttıkça sizde kaygı mı oluşuyor? Tüm bu durumların kökeninde, farkında olmadığınız bağlanma stiliniz olabilir.
Bağlanma stili, çocukluk döneminde bakım verenlerimizle kurduğumuz ilişkinin yetişkinlikteki romantik ilişkilerimize nasıl yansıdığını açıklayan psikolojik bir kavramdır. İlk kez Bowlby ve Ainsworth tarafından ortaya atılmıştır ve bugün, ilişkiler üzerine yapılan pek çok araştırmanın temelini oluşturur.
Bu stilin temelinde, duygusal yakınlığa açık olmak ve bağımsızlığı koruyabilmek vardır. Güvenli bağlanan bireyler, ilişkilere sağlıklı sınırlar içinde girer, ihtiyaçlarını ifade eder ve karşı tarafı dinleyebilir. Bu kişiler tartışmalardan kaçmaz, çözüm odaklıdır.
Kaygılı kişiler ilişkilerde yoğun bir şekilde terk edilme korkusu yaşar. Sürekli onay bekler, partnerin ilgisini test eder. “Acaba beni seviyor mu?” sorusu sık sık zihinlerinden geçer. Bu durum hem kendilerini hem de ilişkilerini yorar.
Kaçıngan bağlanan bireyler, duygusal yakınlık kurmaktan kaçınır. Bağımsızlıklarına aşırı değer verirler ve çoğunlukla “duygusal mesafe”yle kendilerini korurlar. Partnerleri tarafından soğuk ya da ilgisiz olarak algılanabilirler.
Bu kişiler hem yakınlık ister hem de yakınlıktan korkarlar. “Seni seviyorum ama yaklaşma” gibi çelişkili davranışlar gösterirler. İlişkilerinde yoğun iniş çıkışlar yaşanır.
Evet! Bağlanma stilleri değişmez kader değildir. Farkındalık, terapi ve sağlıklı ilişkilerle zamanla dönüşebilir. Özellikle güvenli ilişkiler deneyimlemek, eski yaraları onarmada çok etkilidir. Kendinizi tanımaya başlamak bile büyük bir adımdır.